Danışan görmediğim saatlerde ortaya çıkan dört iş: iki kitap, öğrenme psikolojisi üzerine kurulu bir çocuk uygulaması ve terapistler için ücretsiz bir klinik araç. Dördü de aynı yerden besleniyor: insanı, özellikle de savunmasız olanı, gerçekte olduğu gibi görme çabası.
İki Kıyı Arasındaki Rüzgâr: aidiyet, kimlik ve farklı olmak üzerine iki dilde bir alegori.
Bazı çocuklar bir gölden ayrılırken elleri boş görünür. Ama göğüslerinin altında kimsenin görmediği bir taş taşırlar. Leyra da öyledir. Bir gölün suyunu başka bir göle taşımaya çalışır: eski yerini inkâr etmeden yeni yerde kendine yer açmayı, “uyum” ile “kendin kalmak” arasındaki ince çizgide yürümeyi öğrenir.
Leyra üç gölün arasında büyür. Bir yerde “fazla” hisseder, bir yerde “zorunlu misafir” sayılır, bir yerde ise ilk kez olduğu gibi durabildiğini fark eder. Gittiği her yerde ondan aynı şey beklenir: parlasın, karışmasın, sesi az çıksın. Çünkü farklılık çoğu yerde uzaktan sevilir, yakından zor gelir.
“Bazı kitaplar bilgi verir. Bu kitap, bir çocuğun yanına oturur. Gölü birlikte seyreder. Taş susana kadar bekler.”
Leyra'nın taşı parlak değildir, yuvarlak değildir, kolay anlatılır bir şeye benzemez. Ama tam da bu yüzden ona aittir. Taş hatırayı, kaybı, utancı, özlemi ve iki kıyı arasında kalmış olmanın sessiz ağırlığını taşır. Bu hikâyede taş atılmaz, saklanmaz: anlamını bulur.
Hikâyedeki metaforlar yalnızca edebî bir seçim değil; her birinin çocuğun iç dünyasında bir karşılığı var. Çocuk okur Leyra'nın hikâyesinde kendi duygusuna usulca yaklaşır. Yetişkin okur aynı sahnelerde, bir kuşun hikâyesi üzerinden kendi yolculuğuna tanıklık eder.
Kitap, göç, kimlik ve uyum konularında yıllardır danışanlarla çalışan bir klinik psikoloğun terapi odasında tanık olduğu duygusal örüntülerden doğdu. Dil çocuklar için sade tutuldu; anlam, yetişkinlerin de kendi hikâyesini tanıyacağı metaforlarla derinleştirildi.
Bu kitap, adı yanlış yazılanların, “şimdilik” denilenlerin, yerini arayanların hikâyesi. Farklı olduğu için sessizleşen çocuklara ve onları büyüten yetişkinlere yazıldı.
“Taşlar ve Göller, parlamak zorunda olmadığımızı hatırlatır. Bazen sadece yerimizi korumak ve sakince ‘ben buyum’ diyebilmek yeterlidir.”
Taşıdığın Her Şey Senin Değil
Bir bavul. Bir tren. Ve bırakamadığın bir yük.
Yolcu, son trenin kalkmasına yedi dakika kala anlar: yıllardır kendisine ait olmayan bir hayatı, kendine ait sanarak taşımaktadır. Elinde bir bilet, arkasında yıllardır sürüklediği ağır bir bavul vardır. İçinde ne olduğunu bilmez. Anahtarı kaybolmuştur. Ve Biletçi ona basit ama yıkıcı bir soru sorar: “Bu bavul kimin?”
Her durakta (bir kuyu, pencereli bir ev, bir köprü, kapıdaki bir köpek, bir özür bahçesi) bavuldan bir parça daha aralanır. Psikoterapist Dr. Hüseyin Doğan, yıllarca terapi odalarında tanık olduğu yükleri bu alegorik yolculukla anlatıyor: hayır diyememe, elalem kaygısı, çocukluktan taşınan roller, öfkeyi bastırma, gelmeyen özürlerin yası, kuşaklararası aktarım ve sağlıklı ayrışma.
“Taşıman, senin olduğunu göstermez. Sadece uzun zamandır bırakmadığını gösterir.”
Annesine bir kez olsun “hayır” diyebilmeyi hayal eden bir avukat.
Herkesin arasını düzelten, kendi evindeki sessizliği fark edemeyen bir terapist.
“Sen olmasan biz ne yapardık” cümlesinin altında, kardeşinin borcunu bir kez daha ödeyen bir usta.
Kendi iyi olup olmadığını eşinin yüzünden okumaya çalışan bir kadın.
Bu bir reçete kitabı değil; “üç adımda iyileş” yazmıyor, çünkü insanlar yavaş değişir. Her bölüm, seni bir kapıdan geçirmeyen ama bir kapının önünde durduran birkaç satırla biter: o bölümün hangi cümleyi, hangi yılı hatırlattığını soran bir soru ve o hafta deneyebileceğin küçük, gerçekçi bir adım.
Kurgunun dışına çıkan, bölüm bölüm okunabilecek bir ek: duygusal ihmal, kuşaklararası aktarım, belirsizliğe tahammül gibi kavramları sade bir dille açıklıyor. Kitabın başındaki “Nereden Başlayayım?” bölümü ise okurun kendini bir cümlede tanıyıp doğrudan ilgili bölüme geçmesini sağlıyor.
Bir kitabın yerine geçemeyeceği anları tanımana yardım eden, somut ve güncel bir başvuru rehberi. Kitap terapinin yerine geçmeyi değil, gerektiğinde doğru kapıyı çalmayı kolaylaştırmayı amaçlıyor.
“Bunu ben başlatmadım ve bugün bende yaşıyor. Bu iki cümle aynı anda doğru olabilir.”
Yazar: Dr. Hüseyin Doğan, PhD. Google Play Books'ta e-kitap olarak yayında. Kitap ağır duygusal temalar içerir ve terapinin yerine geçmez.
Bir ders uygulamasından çok, motivasyon, hafıza ve merak üzerine kurulmuş bir öğrenme deneyimi.
SlimSnap, Hollanda'daki groep 3–8 öğrencileri için Hollandalı bir ekiple birlikte geliştirildi. İçerik Hollanda müfredatını izliyor; ama uygulamayı benzerlerinden ayıran ders listesi değil, altındaki psikolojik tasarım. Ödüller, seriler, maskotun tepkileri, tekrar takvimi: her mekanik, psikolog Dr. Hüseyin Doğan'ın 19 yılı aşkın klinik deneyiminden ve çocuk-ergen çalışmalarından gelen tek bir soruya cevap verecek şekilde kurgulandı: Bir çocuk neden vazgeçer, neyle devam eder?
Yanlış cevaplar kaybolmaz. 5 kutulu bir Leitner sistemiyle, çocuk tam unutmak üzereyken geri gelir; doğru cevaplandıkça aralar uzar, konu gerçekten öğrenilince listeden çıkar. Temeli Ebbinghaus'un unutma eğrisi ve aralıklı tekrar araştırmaları.
Yazım derslerinde çocuk kuralı duymadan önce örüntüyle karşılaşır ve boşlukları kendisi doldurur; kural ancak sonra anlatılır. Soyut kavramlar çocuğun kendi dünyasından bir görselle somutlaşır. Haftanın bulmacası ise aynı sınıftaki herkese aynıdır: ödülü puan değil, okul bahçesindeki sohbettir.
Kumar mantığıyla çalışan “bugün ne çıkacak?” sürpriz ödülleri bilinçli olarak kaldırıldı; günlük sandık hep aynı şeyi verir. Koleksiyon kartları şansla değil, yalnızca bir beceride ustalaşarak kazanılır. Kendi avatarını seçmek ve kendi hızında ilerlemek, öz-belirleme kuramındaki özerklik ve yeterlik ihtiyacına seslenir.
Baykuş Snip doğru serilerini kutlar; üst üste gelen yanlışlarda ise azarlamaz. Önce cesaret verir, sonra ipucu sunar, gerekirse soruyu atlatır, zorlanma uzun sürerse kendisi mola önerir. Yaşa göre dört farklı tonda yaklaşık 700 mesaj, zekâyı değil çabayı över (Dweck'in büyüme zihniyeti).
Çocuk %80'in üzerindeyse bir üst seviyede meydan okuma gelir; %50'nin altındaysa uygulama en zayıf becerilere döner. Vygotsky'nin yakınsal gelişim alanı fikri: öğrenme, çocuğun şu anki seviyesinin hemen üstünde olur. Ekranda tek soru ve adım adım yapı bilişsel yükü düşük tutar.
Günlük seri (streak) var, ama ceza aracı değil: hasta ya da yoğun günler için seri dondurma hakkı var, akşam hatırlatması ise yalnızca aile açarsa çalışır. Hedef ekran süresini uzatmak değil, kısa ve düzenli çalışmayı bir alışkanlığa dönüştürmek.
Bir psikoloğun bu projeye getirdiği asıl soru şuydu: oyunlaştırma çocuğu ekrana mı bağlayacak, öğrenmeye mi? SlimSnap'te cevap net: motive edici, bağımlılık yapıcı değil.
Sunucusuz, hesapsız, isimsiz: NET terapisi için sadece işe yarayan bir araç.
NET Aracı, Anlatısal Maruz Bırakma Terapisinde (Narrative Exposure Therapy; Schauer, Neuner & Elbert'in klinik protokolüne dayanır) terapistin danışanla birlikte, seans içinde kullandığı bir çalışma masası. Danışanın hayatındaki olayları çiçek, taş, sopa ve mum sembolleriyle bir Yaşam Çizgisi üzerinde görselleştirir; oturumları kaydeder; seans sonunda üç imzalı bir Tanıklık Belgesi üretir, protokolün kendisinin öngördüğü şekilde.
Tasarımın çıkış noktası klinik güven: danışan kaydı isimle değil, terapistin verdiği bir numarayla açılır. Hiçbir veri bir sunucuya gitmez. Her şey terapistin kendi tarayıcısında kalır, isteğe bağlı olarak kendi bilgisayarındaki bir klasöre şifreli yedeklenir. Bu yüzden bir hesap oluşturmaya, bir şirkete güvenmeye gerek yok.
Ticari bir ürün değil; kliniğin kendi ihtiyacından doğdu ve aynı yöntemi uygulayan diğer terapistlerle paylaşılıyor: ücretsiz, reklamsız, sınırsız.
Bu sayfa projelerle ilgili. Türkçe online terapi ve Dr. Hüseyin Doğan hakkında bilgi almak için ana sayfaya veya randevu sayfasına göz atabilirsiniz.